Burun Kulak Acil Durumlar Hastalıklar Tıbbi Birimler

BURUN
   
Burun Tıkanıklığının Sebepleri
Burun Tıkanıklığının Tedavisi
Burun Akıntısı
Burunda Yabancı Cisim
Burun Kanamasının Sebepleri
Lokal Kanamalar
Sistemik Kanamalar
Burun Kanaması: Anatomi
Burun Kanamasının Tedavisi
Burun Kıkırdağı
Koanal Atrezi
Sinüzit
Burun Travmaları
Yumusak Burun Travması
Uyku Apnesi ve Horlama

 

Burun ve Üst Solunum Yolu Hastalıkları

Keywords: burun, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun tıkanıklığının sebepleri.

İlgili Makaleler: burun tıkanıklığının sebepleri

Dr. Mehmet Ceyhan

Burun ve buna bağlı üst solunum yolu enfeksiyonları bronş ve akciğerlerin üst seviyesindeki solunum yollarının enfeksiyonlarıdır. Bütün dünyada en sık rastlanan enfek­siyon hastalıklarının başında yer alırlar. Beş yaş altındaki her çocuğun yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği bildirilmektedir. Bu enfeksiyonlar genellikle lokalizasyonlarına göre sınıflanırlar.
Burun ve Soğuk Algınlığı
Soğuk algınlığı 4-10 gün içerisinde kendiliğinden düzelen bir viral enfek­siyondur. Tipik semptomlar nazal konjesyon, burun akıntısı, öksürük ve farin-jittir. Hafif ateş ve kırıklık da tabloya eşlik edebilir. Çocuklarda otitis media, bronşit, sinüzit ve nadiren pnömoni, yetişkinlerde ise sinüzit, bronşit, astma, kronik bronşitin akut atakları ve nadiren otitis media ve pnömoni komplikas-yon olarak görülebilir.
Etiyoloji: Genellikle rhinoviruslardır.
Epidemiyoloji: Genellikle toplu yaşamın arttığı kış aylarında sık görülür.
Tanı: Klinik muayene ile konur. Tanı konulduktan sonra, özellikle tekrarla­yan rinitli vakalar allerjik etiyoloji yönünden değerlendirilmelidir. Allerjiyi dü­şündüren semptomlar gözlerde sulanma; burun, göz veya boğazda kaşıntı, bol miktarda, renksiz burun akıntısıdır.
Tedavi
Soğuk algınlığında en uygun tedavi istirahat ve yeterli sıvı alımının sağ­lanmasıdır. Hangi semptomların hastayı rahatsız ettiği dikkate alınmalıdır:

  1. Nazal konjesyon ve burun akıntısı: Bol sıvı verilmelidir. Burnun serum fizyolojik ile irrigasyonu, başın yatarken yükseltilmesi, özellikle kuru ortamlar­da çevrenin buhar ile nemlendirilmesi yararlı olur. Cevap vermeyen vakalarda dekonjestan burun damlaları (çocuklarda) veya spreyleri (yetişkinlerde) 5 gü­nü geçmeyecek şekilde, kısa süreli olarak kullanılabilir (uzun süreli kullanım ri-nitis medikomentozaya neden olabilir). Naphazoline santral sinir sistemi dep­resyonu yapabildiğinden, 6 yaşından küçük çocuklarda kullanılmamalıdır. Oral dekonjestanlar gerekli durumlarda daha uzun süre kullanılabilir. Diüretikler ve alkol kuruluk yaparak semptomları artırabildiğinden, hastalara kullanmaktan kaçınmaları gerektiği söylenmelidir. C vitamini preparatları soğuk algınlığının şiddetini ve süresini azaltabilirse de, gıda ile vitamin C alımını artırmak, daha uygun bir yaklaşımdır. Şiddetli burun tıkanıklıklarında antihistaminik ilaçlar an-tikolinerjik etki ile nazal pasajın açılmasını sağlayabilirler, ancak rutin kullanım­larından kaçınmak gerekir.
  2. Ağrı ve ateş: Bazı vakalarda şiddetli başağrısı bulunabilir. İlk altı yaş­taki çocuklarda 38.5°C'ın (koltuk altı) üzerinde ateş febril konvülsiyona neden olabilir. Bu durumda asetaminofen, aspirin veya non-steroidal antiinflamatuvar ilaçlar kullanılabilir. Ateşin bir savunma mekanizması olduğu hastaya anlatıl­malı ve hafif ateşlerde antipiretiklerin gerekli olmadığı vurgulanmalıdır.
  3. Farinjit: Serum fizyolojik ile gargara, lokal anestetik spreyler veya pastiller önerilebilir.
  4. Öksürük: Bol sıvı alımının sağlanması öksürüğü azaltabilir. Çok şid­detli öksürüklerde ekspektoran ilaçlar kullanılabilir.

Hastanın semptomları düzelmezse, 3-7 gün sonra semptomatik tedavinin değiştirilmesi veya gelişebilecek komplikasyonların değerlendirilmesi ama­cıyla tekrar muayene edilmelidir. Birlikte pürülan sekresyonlar, yüksek ateş, takipne, ciddi akciğer hastalığı hikayesi, immün yetmezlik, tonsillit, alt solu­num yolu enfeksiyonu (düşmeyen ateş, railer, produktif öksürük, vvheezing), kulak ağrısı ve döküntü bulunan hastalar mutlaka doktor tarafından değerlen­dirilmelidir.
Influenza
İnfluenza ateş, miyalji, baş ve boğaz ağrısı ve öksürükle; çocuklarda ba-zan kusma ve ishalle ve 1-3 hafta süreli halsizlikle seyreden bir enfeksiyon hastalığıdır. Ateş genellikle 3-5 gün sürer ve akşamları daha yüksektir. Ök­sürük önce kuru vasıftadır, 3-4 gün sonra balgamlı olabilir ve 2 hafta kadar sürebilir.Sıklıkla 3-4 gün süren konjunktivit tablosu vardır. En önemli kompli-kasyonu ölüme neden olabilen primer veya sekonder bakteriyel pnömonidir. Ayrıca otitis media, sinüzit gibi diğer bakteriyel solunum yolu enfeksiyonları da, influenzadan sonra sık görülür.
Etiyoloji: Etken büyük epidemiler yapabilen influenza A ve B viruslarıdır. Ortomiksovirus grubunda yer alan influenza virüsünün A, B, C ve D olarak adlandırılan 4 farklı tipi vardır, ancak D tipi insanlarda patojen değildir, C ise seyrek görülür.
Epidemiyoloji: İnfluenza kişiden kişiye direk temas veya solunum yolu sekresyonları ile kontamine olmuş materyal ile bulaşır. En yüksek atak hızı kreş ve ilkokul çocuklarında görülür. Çocuklarda yıllık atak hızı % 10 - 40'dır. Bir ile üç gün arasında değişen bir inkübasyon döneminden sonra semptom­lar ortaya çıkar. Semptomlar başlamadan 24 saat önce ve semptomların bu­lunduğu süre boyunca (5-7 gün) bulaşıcıdır.
Tanı: Kliniktir. Genellikle laboratuvar testi gerekmez. Şüpheli durumlarda boğaz sürüntüsünde antijen testi ve hücre kültürü yapılabilirse de, bu testle­rin klinik uygulamadaki yeri sınırlıdır.
Ayırıcı tanı: Soğuk algınlığı, tonsillit, sinüzit, ateşli hastalıklar (menen­jit...).
Tedavi
A. Spesifik tedavi: Amantadine ve rimantadine hastalığın başlangıcından sonraki 48 saat içerisinde verildiğinde, ateşin ve diğer semptomların süresini kısaltır, normal günlük aktivitelere daha kısa sürede başlamayı sağlar. Geç başlanan tedavinin etkisi yoktur. Ancak rutin kullanılmaları önerilmemektedir. Daha çok influenzanın komplikasyonlu seyrettiği risk gruplarında uygulanma­ları uygun olur.


B. Semptomatik tedavi: İlk 4 gün, ateş süresi uzarsa ateş normale dönün-ceye kadar yatak istirahati ve sıvı alımının artırılması uygun olur. Semptoma­tik tedavide önerilen ilaçlar Tablo l'de görülmektedir.
Tablo: İnfluenzada semptomatik tedavi

Semptom

Tedavi

Ateş ve başağrısı, genel vücut ağrısı

Parasetamol (1. tercih) NSAIA
Salisilat (İnfluenzalı çocuklarda Reye sandromu riski nedeniyle kullanılma­malıdır) İbuprofen

Nazal konjesyon, sinüs ağrısı ve si­nüs konjesyonu

Dekonjestanlar (Uzun süreli kullanılmaları sakıncalı)

Burun akıntısı, gözlerde sulanma

Antihistaminikler

Öksürük

Öksürük ilaçları
Ekspektoranlar
Antihistaminikler (Yeni non-sedatizan
antihistaminiklerin öksürüğü
baskılayıcı etkisi yoktur)

Boğaz ağrısı

Boğaz spreyleri ve pastiller (Etkileri 5-10 dakika gibi kısa sürelidir)

Korunma: Hastalığın solunum yolu ile bulaşması nedeniyle, hasta kişile­rin kapalı ortamlarda sağlıklı insanlarla birarada olması influenzanın etrafa yayılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle hastaların semptomatik oldukları dö­nemde iş veya okula gitmeleri uygun değildir. Büyük epidemiler sırasında hastaların kapalı ortamda sağlıklı insanlarla birarada bulunduğu, okul ve kış­la gibi yerlerin geçici sürelerle kapatılması gerekebilir.
A. Aşı ile korunma: İnaktif aşı yıllık olarak sonbaharda uygulanırsa, 6 ay süre ile oldukça koruyucudur. Yeni geliştirilen nazal aşı ise henüz lisans aşa­masındadır. Aşılama için hedef grupları:


  1. 65 yaşın üzerindeki sağlıklı kişiler
  2. Hangi yaşta olursa olsun, kronik hastalığı bulunan kişilere bakım ve­ren merkezlerde kalanlar
  3. Son bir yıl içerisinde hospitalizasyon veya tıbbi takip gerektirecek ka­dar ağır kronik kardiovasküler ve pulmoner enfeksiyonu olanlar.
  4. Kronik metabolik hastalığı (diabet...), renal disfonksiyonu, anemisi, hemoglobinopatisi, immün disfonksiyonu veya astması olan yetişkin ve çocuklar
  5. Yaşı 6 ay ile 18 yıl arasında değişen, uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklar
  6. İkinci veya üçüncü trimesteri influenza sezonuna gelen gebe kadınlar
  7. İnfluenza komplikasyonu riskini artıran bir hastalığı bulunan kişiler.
  8. Hastane ve bakımevlerinde çalışanlar
  9. İnfluenzanın sık görüldüğü ve ağır seyrettiği hastalığı bulunan kişiler­le aynı evde yaşayanlar.

Aslında influenza enfeksiyonuna yakalanma şansını azaltmak istediği için doktora başvuran herkesin aşılanması önerilmektedir. Sağlık personeli, itfa­iyeciler ve polisler aslında risk grubuna girmeseler bile, influenza enfeksiyo­nu nedeniyle belli bir süre çalışmamaları problem yaratabileceğinden, aşılan­maları uygun olur.
Çocukluk yaş grubuna özel olarak baktığımızda; aşılanması önerilen ço-cuklarıı özellikle şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Astma dahil, kronik pulmoner ve kardiovasküler hastalığı bulunanlar
  2. Bir önceki yıl içerisinde tıbbi takip veya hospitalizasyon gerektiren kronik metabolik ve renal hastalığı veya hemoglobinopatisi ve immün supresyonu bulunanlar
  3. Uzun süreli aspirin tedavisi uygulananlar (Reye sendromu riski nede­ni ile)
  4. Yüksek riskli kişilerle aynı evde yaşayanlar.

  1. Aşılanmaması gereken kişiler: Yumurtaya, latekse veya timerosala kar­şı anafilaktik reaksiyonu olan ve Guillain-Barre sendromlu hastaların aşılanmamaları önerilir. Ayrıca akut ateşli enfeksiyonu olanların da hastalıkları geçinceye kadar aşılanmaması uygun olur.
  2. Uygulanma zamanı: Aşı uygulandıktan 1-2 hafta sonra korumaya baş­lar ve 6-12 ay süre ile koruyuculuk devam eder. Ülkemizde influenza kasım - nisan ayları arasında sık görüldüğünden, eylül ve ekim ayla­rında aşının uygulanmasında yarar vardır. Dokuz yaş altında ilk aşıla­mada bir ay ara ile iki doz şeklinde uygulanan aşının, yetişkinlere her yıl 0.5 mi, deltoid içerisine i.m. bir kez yapılması yeterlidir. Aşı 13 yaşın altında uygulanacaksa, split tipi (antijenitesi az) verilmelidir. Bu tipte febril reaksiyon şansı daha düşüktür. Ayrıca 3 yaşın altında 0.25 mi ve­rilir. Kronik hasta ve yaşlı bakımevlerinde kitle aşılanması şeklinde programlar yapılmalı, risk grubundaki kişiler ise sonbahardaki bir kont­rol sırasında aşılanmalıdır. Hastanede yatan riskli kişilerin taburcu olurken aşılanmasından bakımlarını yapan hekim sorumludur. Aşıla­manın influenza mevsimi geçmeden bitirilmesi gerekir.

Koruyuculuk: Aşının koruyuculuğu oldukça iyidir. Ancak gerek virüs hızlı antijenik yapı değiştirdiğinden, gerekse de influenza dışında birçok farklı vi­rüs benzer semptomlara neden olduğundan, aşılanmış kişiler hastalığı geçi­rebilir. Yine de bu kişilerdeki enfeksiyon aşılanmamış kişilere göre daha hafif seyretmektedir.
Yan etkileri: İnfluenza aşısının en sık görülen yan etkisi aşının yapıldığı yerde 2 gün kadar sürebilen ağrıdır. Aşı canlı virüs içermediğinden, influen-zaya neden olmaz, ancak allerjik olaylar nedeniyle influenzaya benzeyen ha­fif semptomlar görülebilir.
Aşının kompozisyonu: İnfluenza A virüsünün aynı subtipi bile zaman içe­risinde antijenik değişiklikler gösterdiğinden, bir suşla enfeksiyon veya aşıla­ma aynı subtipin farklı suşlarında etkisiz olabilir. İnfluenza B virusu Aya göre daha stabil antijenik yapıya sahip olmasına karşın, bu virusta da antijenik de­ğişim söz konusudur. Bu nedenle toplumda o anda bulunan suşların aşının antijenik komponentlerini oluşturması gerekir. Aşıda iki influenza A virusu su­su ve bir influenza B virusu kullanılır. Uygulanan aşının o yıl için hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.
B. İlaçla korunma: Günümüzde influenzaya karşı kullanılan iki ilaç vardır: Amantadine hydrochloride ve rimantadine hydrochloride. Bu ilaçlar tip A virü­sün replikasyon siklusunu bozar, tip B virusa karşı etkisizdir, mekanizma tam olarak bilinmemektedir. Amantadine ve rimantadine korunmada % 70-90 et­kilidir. Antiviral ajanlar profilaktik kullanıldıklarında hastalığı önleyebilirler, an­cak subklinik enfeksiyonu önleyemeyebileceklerinden, bazı kişilerde immün cevap gelişebilir ve subklinik enfeksiyon bu kişileri daha sonraki yıllarda ben­zer antijenik özellikteki viruslardan koruyabilir. Yüksek riskli kişilerin bulundu­ğu kurumlarda influenza A epidemisi ortaya çıktığında, aşının koruyucu etki­si 1-2 haftada başladığından, çocuklarda ise ilk aşılandıklarında aşının etkin­liği için 6 hafta kadar süre gerektiğinden, enfeksiyonun yayılımını azaltmak için, mümkün olan en kısa sürede kemoprofilaksi başlanması düşünülebilir. Kemoprofilaksi aşısı olmayan bütün personele de uygulanmalıdır. Profilaksi-nin tam olarak etkin olması için, antiviral ilaç influenza aktivitesinin toplumda bulunduğu sürece, her gün verilmelidir. Amantadine ve rimantadine aşıya an­tikor cevabını bozmaz.
Burun ve Akut Tonsillof arinjît
Genellikle aerosolize üst solunum yolu sekresyonları, bazan nazofaringe-al ve orofaringeal mukoza ile temas (diş fırçası...) ve nadiren de gıdalar ve gaita ile bulaşan mikroorganizmaların ortaya çıkardığı bir hastalıktır. Etken çocuklarda immüniteyi bozan bir hastalık yoksa ya viral (% 15-40), ya da grup A be­ta hemolitik streptokok (GABHS)'dur (% 30-40). Yetişkinlerde ise % 30-60 vi-raldir, % 5-9 görünen GABHS yanında diğer streptokoklar, N. gonorrheae, A. hemolyticum, M. pneumoniae ve C. pneumoniae etken olarak karşımıza çık­maktadır. Tonsillofarinjite en çok neden olan viruslar Ebstein-Barr virüs, ade-novirus ve herpes simplex'dir. Yüzde 20 - 60 vakada ise etken saptanama­maktadır. GABHS tonsilliti daha çok 2 yaşın üzerindeki çocuklarda görülür. İki yaş altında matemal antikorlar ve GABHS'un mukozaya yapışmasında yetersiz­lik ve yetişkinlerde parsiyel immünite nedeniyle nadirdir.
Klinik: En önemli nokta grup A beta hemolitik streptokok farinjitinin tipik semptom ve bulgularının değerlendirilmesidir (Genellikle kış ve ilkbahar ay­larında, 0-6 aylık çocuklarda hafif ateş, burun akıntısı ve ekskoriasyon, 6 ay - 3 yaş arasında hafif ateş, nazofarinjit, servikal lenfadenopati, sinüzit ve otit, 3yaşından büyük çocuklarda ise tonsillofarinjit veya kızıl tablosu).
Komplikasyonlar: Süpüratif (servikal adenit, otitis media ve mastoidit, et-moidit, sinüzit, peritonsiller abse, pnömoni, sepsis, menenjit, osteomiyelit, septik artrit), non-süpüratif (akut romatizmal ateş, glomerulonefrit).
Tanı: Tipik GABHS tonsillofarinjit bulguları ateş, tonsillofaringeal eritem ve eksuda, anterior servikal adenopati, beyaz küre yüksekliği; burun akıntısı, ses kısıklığı ve öksürüğün olmamasıdır. Bunların hepsi pozitifse GABHS olasılığı çocuklarda % 60 - 70, yetişkinlerde ise % 20 - 30'dur. Dolayısıyla, sadece kli­nik bulgulara bakarak, tedaviye karar vermek doğru bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım ancak mikrobiyolojik tetkik yapma olanağı hiç yoksa, kullanılabilir.
Mikrobiyolojik değerlendirme:

  1. Hızlı strep testi: Duyarlılığı % 76 - 87, spesifisitesi ise % 100'dür. Do­layısıyla test pozitifse hasta GABHS tonsillofarinjiti kabul edilerek teda­vi edilebilir, test sonucu negatifse veya testi uygulamak mümkün değil­se boğaz kültürü alınmalıdır.
  2. Boğaz kültürü: Kültürün alınma yöntemi son derece önemlidir. Eküvyo-nun ucu dile değdirilmemeli, tonsiller üzerinde saat yönü hizasında 360 derecelik tam bir dönüş hareketi yapılmalı ve ayrıca farinks duvarına da sürtülmelidir. Her ne kadar direk temaslarda bulaşma oranı % 35 ise de, semptom olmadığında akut romatizmal ateş ve glomerulonefrit gelişmediğinden, asemptomatik aile üyelerinde ve okul yada kreş ar­kadaşlarında kültür kontrolü ve tedavi önerilmez. Hastalardan tedavi sonrası rutin kontrol kültür veya hızlı strep testi alınması da gereksiz­dir. Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır:
  3. GABHS tonsilliti genellikle kendiliğinden düzelen bir enfeksiyondur ve en çok korkulan komplikasyonu olan akut romatizmal ateş 9 günlük semptomlu (özellikle ateş) bir dönem sonrasında ortaya çıkar. Ayrıca çok erken başlanan antimikrobik tedavi yeterli parsiyel immünite geliş­mesini önler ve hastaların tekrar tekrar GABHS tonsillofarinjiti geçirme­sine neden olur.

• Hastalar tedavinin ilk 24 saati boyunca bulaştırıcıdır. Bu nedenle bu sü­rede respiratuvar izolasyon önlemlerinin alınması gerekir.
Ayırıcı tanı: Difteri, enfeksiyöz mononukleozis, primer herpetik tonsillit, agranülositoz, adenovirus tonsilliti, posttonsillektomi sendromu.
Tedavi: İlk seçenek ilaç penisilindir. Penisilin V'yi günde 3-4 kez, 10 gün süre ile kullanacağına güvenilemeyen hastalarda tek doz benzatin penisilin G tercih edilmelidir.
Etkili diğer ilaçlar ampisilin, amoxicillin (80-100 mg/kg), sulbactam / am-picillin, amoxicillin / clavulanat (80-100 mg/kg), erithromycin ve diğer makro-lidler, azitromycin (20 mg/kg), clindamicin, lincomycin ve sefalosporinlerdir. Ancak allerji yoksa daha pahalı ve geniş spektrumlu antibakteriyel ilaçlar ye­rine penisilinin tercih edilmesi uygun olur. Penisilin allerjisi anafilaksi tipinde değilse sefalosporinler (örneğin sefaleksin) kullanılabilir. Anafilaksi söz konu­su ise yada tolerans varsa (MBC / MIC > 32) makrolidler, azalidler veya clin-damycin kullanılabilir.
Hasta ve ailesine mutlaka hastalık hakkında bilgi verilmeli, viral olduğu düşünülen vakalarda antibakteriyel ilaçların yararı olmayacağı anlatılmalıdır. Ayrıca boğaz ağrısı hastayı rahatsız edecek kadar fazla ise aspirin dışındaki (Reye sendromu riski nedeni ile) ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrının giderilme­si için sıvı gıdalar, yumuşatıcı pastiller de yararlı olabilir. Tuzlu su (1 çay bar­dağı suya 1 silme çay kaşığı tuz) ile gargara da önerilebilir. Semptomlar GABHS saptanıp tedavi verilen vakalarda 48 saat, viral olduğu düşünülen va­kalarda ise 5 - 7 gün içinde düzelmezse, hastanın kontrole gelmesi istenme­lidir.
Tekrarlayan tonsillitlerde tonsillektomi endikasyonları: Solunum yetersiz­liği, beslenme yetersizliği, GABHS'a bağlı tonsillofarinjit atak sayısının yılda en az 4 veya en az bir atakta peritonsiller abse veya solunum yolu obstruksi-yonu nedeniyle hospitalizasyona veya en az 5 gün iş veya okuldan uzaklaş­maya neden olması şartıyla 3 olması.
Korunma: Etkili bir aşı mevcut değildir. Akut romatizmal ateş geçirmiş hastalar dışında, özellikle tekrarlayan tonsilofarenjit atağını önlemek amacıy­la kullanılan penadur profilaksisinin yararı gösterilememiştir.

Burun ve Otitis Media
Orta kulağın ve kulak zarının enfeksiyonudur. Etken pnömokok, H. influ-enzae ve Moraxella catarrhalis başta olmak üzere bakteriler ve daha az sık­lıkla M. pneumoniae ve viruslar olabilir. Kış ve ilkbahar aylarında daha sık gö­rülür. Mama ile ve yatar pozisyonda beslenen bebeklerde, aktif veya pasif si­gara içenlerde ve erkeklerde daha sık görülür.
Klinik: Ateş (her zaman olmayabilir), kulak ağrısı, perfore vakalarda akıntı vardır. Kulak çınlaması , uğultu ve işitmede azalma olabilir. Üst solu­num yolu enfeksiyonu semptomları sıklıkla eşlik eder. Üç yaş altındaki has­talarda semptomlar genellikle non-spesifiktir (irritabilite, ateş, geceleri sık uyanma, beslenme güçlüğü, burun akıntısı, konjunktivit ve bazan denge problemleri).
Akut otitis mediada tanı kriterleri: Akut otitis media (AOM) tanısı has­tanın hikayesine ve muayene bulgularına dayanır.Konvansiyonel veya tercihen pnömatik otoskop ile saptanan lokal inflamasyon bulguları (kı­zarıklık, bombeleşme) veya otalji, otore, irritabilite, huzursuzluk, beslen­me problemleri ve/veya ateş gibi semptomlar ile birlikte orta kulakta efüzyon.
Efüzyonlu otitis media (OME)'da tanı kriterleri: AOM'da görülen semptom ve bulgular olmaksızın tercihen pnömatik otoskop ile saptanan orta kulak efüzyonu veya anormal timpanometre veya akustik reflektometre bulguları. Timpanik membran bulguları: Opak veya sarı renkte, nötral veya retrakte po­zisyonda, mobilite azalmış veya hava-sıvı seviyesi. OME'da pnömatik otos­kop kullanılması önemlidir, çünkü konvansiyonel otoskop ile zar hareketleri değerlendirilemez.
Her iki kulağında en az 3 ay süreyle sıvı bulunan hastalarda işitme testi yapılması gerekir.
Ayırıcı tanı: Otitis eksterna, kulakta yabancı cisim, mastoidit, kabakulak, labirintit, herpes zoster otikus, büllöz mirinjit.

Tedavi
A.  Antibiyotik (10 gün süreyle)

  1. Birinci seçenek: Amoxicillin (riskli vakalarda 80-100 mg/kg, diğer vaka­larda 30-40 mg/kg)
  2. İkinci seçenek: Amoxicillin/clavulanate veya sulbactam/ampicillin, tri-methoprim/sulfamethoxazole, clarithromycin, cefaclor, cefuroxime axetil, cefprozil, loracarbef, erythromycin, ceftriaxone, cefixime, cefpo-doxime, azithromycin. İkinci seçenek antibiyotik endikasyonları:
  3. Birinci seçenek ilaca cevapsızlık (dirençli veya persistan AOM)
  4. Bulunulan respiratuar sezonda birinci seçenek ilaca cevapsızlık hika­yesi
  5. Penisilin allerjisi (Beta-laktam dışındaki ilaçlar kullanılmalı)
  6. Kültürde dirençli mikroorganizma gösterilmesi
  7. Birlikte birinci seçenek ilaçla tedavi edilemeyecek bir hastalığın bulun­ması

B.  Risk faktörleri (ağır semptomlar, 2 yaşın altındaki çocuklar, ailenin ve­
ya hastanın kabulü) yoksa, hafif semptomları olan hastaların gözlenmesi. İki
yaşın üzerinde, kronik veya rekürren OM hikayesi bulunmayan, timpanik za­
rı sağlam hastalarda kısa süreli (5 gün) tedavi de kullanılabilir. Ancak tedavi
verilmeyen ve kısa süreli tedavi uygulanan hastaların çok yakından izlenme­
si gerekir.
C.   Kulak zarı perfore olan çocuklarda ve zarda tüp bulunan çocuklarda
dış kulak yoluna antibiyotikli kulak veya göz damlalarının damlatılması bazı
yazarlarca önerilmektedir.
D.  Dekonjestan burun damlaları ve kortikosteroidlerin yararı gösterile­
memiştir.
Ağrı, ateş veya irritabilite 3-5 gün içerisinde düzelmemişse, hasta tekrar değerlendirilmelidir. Risk faktörleri varsa, daha önce kulağına tüp takılmış ve­ya cerrahi müdahalede bulunulmuşsa ve konuşma veya gelişme geriliği var­sa, hastaların 3-4 hafta sonra yeniden kontrole çağrılmaları gerekir. İyileşme­nin belirlenmesi için rutin timpanometri yapmaya gerek yoktur.

Efüıyonlu otitis media (OME)'da tedavi
A.  Gözlem (4-6 hafta sonra kontrol). Bu vakaların büyük çoğunluğu anti­
biyotik verilmeden, kendiliğinden düzelir. Rutin antibiyotik tedavisi önerilmez.
Tüp endikasyonu varsa, tüpten önce 10 gün antibiyotik tedavisi önerilmekte­
dir.
B.  Ventilasyon tüpü takılması: En az 3 ay süre ile heriki kulağında sıvı
bulunan ve bilateral, en az 20 db işitme kaybı olan hastalarda heriki kulağa
tüp takılması düşünülebilir, ancak efüzyonun süresi 4-6 ayı geçerse, tüp ta­
kılması kesin olarak önerilmektedir. Tüpün temel yararı işitmenin düzeltilme­
sidir. Adenoid veya tonsilde patoloji yoksa, adenoidektomi ve tonsillektomi
önerilmemektedir.
Burun ve Akut Sinüzit
Bir veya birden fazla paranazal sinüsün inflamasyonudur. En sık etkenler pnömokok ve H. influenzae, çocuklarda ayrıca M. catarrhalis'dir. S. aureus daha az sıklıkta görülür. Kronik sinüzitte ise sık rastlanan patojenler Pseudo-monas aeruginosa, grup A streptokok, Staphylococcus aureus, bakteroides, fusobakteriler ve Propionobacterium acnes gibi anaeroblardır. Nozokomial si­nüzitte Gram-negatif enterik basiller (P aeruginosa, Klebsiella pneumoniae, enterobakter suşları, Proteus mirabilis, Serratia marcescens) ve seyrek ola­rak stafilokok ve streptokok gibi Gram-pozitif koklar etken olarak karşımıza çıkabilir. Aspergillus fumigatus, Candida albicans ve mukorales grubu man­tarlar da daha çok immün yetmezlikli hastalarda görülen fungal sinüzit etken­leridir.
Klinik: Çok yaygın olarak kullanılan bir klinik sınıflama yoksa da, genellik­le şu terminoloji kullanılır:
Akut sinüzit: Semptomları 3-4 haftadan (bazı yazarlara göre 8 haftadan) kısa süren; pürülan burun akıntısı, postnazal drenaj, koku alamama, nazal konjesyon, yüz ağrısı, başağrısı, ateş, öksürük gibi üst solunum yolu enfek­siyonu bulgularının uzun sürmesi veya şiddetli olması ile karakterize bir en­feksiyon hastalığıdır. Genellikle bir viral üst solunum yolu enfeksiyonunu ta­kip eder


Kron/'/c sinüzit: Akut sinüzitte görülen semptom ve bulguların bazılarının 3-8 haftadan uzun sürdüğü, bazan da çok hafif semptom ve bulgularla orta­ya çıkan bir hastalıktır. Genellikle BT veya MRI gibi görüntüleme yöntemleri ile tanı konur.
Rekürren sinüzit: Akut sinüzitin yılda 3 kez veya daha fazla tekrarlamasıdır.
Komplikasyonlar: Kronik sinüzit, osteomiyelit, orbital sellülit, kavernöz si­nüs trombozu.
Tanı: Semptom ve bulguların değerlendirilmesi, nazal sitoloji ve radyolo­jiye dayanır. Klinik değerlendirmede genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları 5-7 günden daha fazla uzamış bir hastada sinüsler üzerinde pal-pasyonla hassasiyet, mukozal eritem, pürülan nazal sekresyon, posterior fa-ringeal sekresyonlarda artma ve periorbital ödem bulunabilir. Transillüminas-yon bazı vakalarda tanıya yardımcı olabilir.
Akut sinüzitte sinüs grafilerinde üç bulgu bulunabilir; havalanma azlığı, mukozal kalınlaşma (en az 4 mm) ve hava-sıvı seviyesi. Bunlardan ilk ikisi vi-ral üst solunum yolu enfeksiyonlarında da bulunabileceğinden, tanı değerleri kısıtlıdır. Bu nedenle rutin sinüs grafisi çekilmesi önerilmez. Tipik klinik semp­tom ve bulgular varsa, tedaviye başlanılabilir. Cevap alınamazsa, kronik vaka­larda ve cerrahi müdahale düşünülüyorsa radyolojik değerlendirme gerekir.
Radyolojik değerlendirmede tercih edilen yöntem BT'dir. MRI kemik yapı­ları değerlendirmede yeterli bilgi vermeyebilir, ancak ayırıcı tanıda tümör dü­şünülüyor ise, tercih edilir. Ultrasonografi ise, hamile kadınlarda kullanılabilir.
Nazal sitoloji özellikle tekrarlayan sinüzitli vakalarda allerjik etiyolojiyi saptamak için yararlı olabilir. Bu vakalarda tekrarlayan ataklara neden olabi­lecek immün yetmezlik, kistik fibrozis ve immotil silia sendromu gibi hastalık­lara yönelik testler de gerekebilir.
Ayırıcı tanı: Soğuk algınlığı, periapikal abse, diş enfeksiyonları, migren, nedeni bilinmeyen başağrısı.
Tedavi
Akut sinüzitlerin % 60'ı spontan olarak düzelir. Ancak bu vakaları antibi­yotik gereken hastalardan ayırdetmek mümkün olmadığı için, antibiyotik kul-


lanılması gerekir. İlk tercih edilen antibiyotikler amoxicillin ve trimethoprim / sulfamethoxazole'dur.. Etken bakterilerde % 30-40 oranında beta-laktamaz pozitifliği bulunduğundan, % 10-15 vakada cevap alınamayabilir, bu durum­da ikinci seçenek ilaçlar kullanılabilir: Amoxicillin/clavulanate veya sulbac-tam/ampicillin, clarithromycin, cefaclor, cefuroxime axetil, cefprozil, loracar-bef, erythromycin, ceftriaxone, cefixime, cefpodoxime, azithromycin, clin-damycin. Kronik vakalarda 3. jenerasyon sefalosporinler, clindamycin ve ye­tişkinlerde fluorokinolonlar kullanılabilir.Tedavinin süresi konusunda kesin bir görüş yoksa da, çoğu merkezde 10-14 gün uygulanır. Kronik vakalarda semptom ve bulgular geçtikten sonra tedaviye 7 gün daha devam edilmesi önerilir. Sık kullanılan bir uygulama; birinci seçenek antibiyotiklerin 5-7 gün uygulanıp, hastanın bu süre sonunda değerlendirilmesi, semptomlar düzel­miş ise aynı ilaçlarla 5-7 gün daha devam edilmesi, düzelmemişse ikinci se­çenek ilaçlardan biri ile tedavinin sürdürülmesidir.
Antihistaminik ilaçların akut sinüzitte yararı gösterilememiştir. Allerjik rinit-li hastalarda ortaya çıkan kronik sinüzitlerde antihistaminikler ve nazal veya oral kortikosteroidler yararlı olabilirler. Serum fizyolojik ile nazal irrigasyon ise, kronik sinüzitli vakalardaki akut atakların önlenmesi için kullanılabilir.
Cerrahi: Antral irrigasyon tıbbi tedaviye cevap vermeyen akut sinüzitler­de ve immün yetmezlikli vakalarda etkenin gösterilmesi gerektiğinde, örnek almak amacıyla uygulanabilir. Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi ise da­ha çok ostial tıkanıklığın primer neden olarak düşünüldüğü vakalarda uygu­lanır.
Korunma: İnfluenza ve tekrarlayan vakalarda pnömokok aşısı sinüzit in-sidansını azaltabilir.
Burun ve Difteri
Corinebacterium diphtheriae'nın veya ulcerans'ın toksin üreten suşlarının neden olduğu, daha çok üst solunum yolunu, bazan da deriyi tutan ve toksik etkileri ile yüKsek oranda mortaliteye ve komplikasyonlara yol açan bir enfek­siyon hastalığıdır. Rutin aşılama ile günümüzde insidansı çok azalmışsa da, özellikle eski Sovyet federasyonu ülkelerinde epidemiler yapmaya devam et­mektedir. Toksin üretmeyen suşlar enfeksiyon yapabilirler, ancak hastalığın ağır komplikasyonlarıpa neden olmazlar.


Klinik: İnkübasyon süresi 2-5 gündür, bazan daha uzun olabilir. Bakteri iki tip hastalığa yol açabilir:

  1. Burun, kulak, boğaz, deri, yara veya gözde; pürülan akıntı ile birlikte hafif enfeksiyon.
  2. Toksijenik hastalık: Genellikle tonsillofaringeal bölgede olmak üzere, vücudun herhangi bir yerindeki toksijenik C. diphtheriae susunun ne­den olduğu, membran oluşumu (boğazdaki membran, streptokok ton-sillitindeki kriptik membrandan farklı olarak, nekroz nedeniyle alttaki dokuya yapışık olduğundan, kaldırılmaya çalışılırsa kanama gözle­nir), % 10-15 vakada miyokardit ve % 75 vakada 2-6 hafta sonra kra-nial ve periferik motor ve duyu sinirlerinde paralizi ile seyreden ağır bir hastalıktır. Laringeal difteride ise ağır bir krup tablosu vardır, bu vakalar ani solunum yolu tıkanıklığı ile kaybedilebilirler.

Komplikasyonlar: Periferik nöropati, diafram ve solunum kası paralizileri sonucu solunum yetmezliği, solunum yolunda tıkanma, miyokardit.
Tanı: Tedavinin çok acil olarak başlanması gerektiğinden, tedaviye karar verirken kullanılacak tanı kliniktir. Difteriden şüphelenilen her lezyondan, membranın dibinden sürüntü kültürü alınır. Corinebacteri'ler normal florada bulunduğundan, direk boyamaların tanı değeri yoktur. Bütün üremeler terci­hen PCR, yoksa "Elek" testi ile toksijenite yönünden değerlendirilmelidir.
Ayırıcı tanı: Nazal difteride burunda yabancı cisim, üst solunum yolu en­feksiyonuna bağlı burun akıntısı, konjenital sitiliz. Tonsillofaringeal difteride streptokoksik tonsillit, enfeksiyöz mononukleoz, adenovirus (sıklıkla konjunk-tivit eşlik eder) ve herpes tonsillitleri, agranülositoz, posttonsillektomi memb-ranları. Laringeal difteride enfeksiyöz veya spazmodik krup, laringeal yaban­cı cisim, anjionörotik ödem.
Epidemiyoloji ve bulaşma: Kış ve ilkbaharın başında daha sık görülür. Genellikle damlacık yolu ile bulaşır. Hastada kullanılan tıbbi aletlerle ve gıda ile bulaşma da mümkündür. Çiğ süt ile bulaşmış vakalar bildirilmiştir. Vakalar tedaviden en az 48 saat sonra, en az 24 saat ara ile alınmış 2-3 kültürün ne­gatif olduğu gösterilinceye kadar bulaştırıcı olarak kabul edilmeli ve respira-tuvar izolasyonda tutulmalıdır. Kültür yoksa, izolasyon süresi 14 günden az olmamalıdır. Tedavi edilen vakalarda yeterli immünite gelişemeyebileceğin-den, en az 3 ay sonra (tedavide immün globulin verildiği için) aşılanmalıdır.


Tedavi: Sistemik bulguları olan difteri vakaları "tıbbi bir acil durunV'dur. Te­davide antibiyotik, antitoksin verilir ve intübasyon ve trakeotomi olanakları ha­zır bulundurulur. Ayrıca tedavi süresince mutlak yatak istirahati ve kesin res-piratuvar izolasyon gerekir. Antibiyotik ve antitoksine kültür sonuçları beklen­meden başlanmalıdır. Birinci tercih antibiyotik penisilindir (i.m. penisilin pro-kain veya oral penisilin V, 14 gün). Penisilin allerjisi olan vakalarda makrolid-ler kullanılabilir.
Antitoksin: Anafilaksiye neden olabileceğinden, kullanılmadan önce deri veya göz sensitivite testi yapılmalı, epinefrin ve turnike hazır bulundurulmalı­dır. Deri testinde 0.1 mi, 1/1.000 oranında SF ile dilüe antitoksin cilt içine ve­rilir; 20 dakika sonra en az 1 cm çapında kızarıklık varsa, test pozitif kabul edilir. Konjunktiva testinde SF ile 1/10 oranında sulandırılmış antitoksin alt göz kapağının içine bir damla damlatılır, 20 dakika sonra konjunktivit ve lak-rimasyon varsa test pozitif kabul edilir. Bu durumda göze tedavi için bir dam­la, 1/100 epinefrin damlatılmalıdır. Antitoksin hayat kurtarıcı olduğundan, sensitivite testinin pozitif çıkması durumunda da verilmelidir. Bu durumda 20 dakika aralıklarla, aşağıdaki şekilde desensitizasyon yapılarak uygulanır:
0.1 mi, 1/20 dilüe, s.c. 0.1  mi, 1/10 dilüi, s.c. 0.1 mi, dilüe etmeksizin, s.c. 0.3 mi, dilüe etmeksizin, i.m. 0.5 mi, dilüe etmeksizin, i.m.
Reaksiyon olmazsa, gerekli dozun kalan kısmı i.m. olarak uygulanır.
Antitoksinin difterinin klinik şekline göre dozu ve veriliş yolu da şu şekil­dedir:

Difterinin tipi

Doz (ünite)

Veriliş yolu

Nazal

10.000-20.000

İntramuskuler

Tonsiller

15.000-25.000

İntramuskuler veya intravenöz

Faringeal

20.000-40.000

İntramuskuler veya intravenöz.

Laringeal

20.000-40.000

intramuskuler veya intravenöz

Kombine

40.000-60.000

İntravenöz

Gecikmiş vakalar

40.000-60.000

İntravenöz


Temaslılar: Bütün aile üyeleri, hastanın nazofaringeal sekresyonlarıyla temas etmiş olanlar ve hastalığın başlangıcından önceki hafta içerisinde 5 gün arka arkaya günde en az 4 saat veya bir kez en az 24 saat birlikte olmuş (okul, kreş arkadaşları ve personeli...) herkes temaslı kabul edilir. Hasta ile teması olan herkesten burun ve boğaz kültürleri alınmalı ve Schick testi uy­gulanmalıdır. Bu işlemlerin sonucu alınıncaya kadar, bütün temaslılar izole edilmelidir. Daha önce primer aşılaması tamamlanmış (en az 3 doz) kişilere, indeks vaka toksijenik ise son aşısından sonra en az 5 yıl, indeks vaka tok-sijenik değilse 10 yıl geçmiş ise bir doz booster difteri aşısı yapılmalıdır. Kül­türü ve Schick testi negatif temaslılar izolasyondan çıkarılabilir. Kültür pozitif, Schick testi negatif temaslılar taşıyıcı olarak değerlendirilir. Kültür ve Schick testi pozitif, ancak semptom yoksa, en az 14 gün antibiyotik ve 5.000 ünite i.m. antitoksin verilir. Schick testi pozitif, kültür negatif ise, aşılama (en az 5 doz) uygulanır. Schick testi yapılamıyorsa, temaslıların en az 7 gün izole edil­meleri önerilmektedir. Bu durumda temaslıların immünizasyon durumu ne olursa olsun, tek doz benzatin penisilin, penisilin allerjisi varsa 14 gün sürey­le 40-50 mg/kg oral eritromisin ile profilaksi uygulanmalıdır.
Korunma: Difteri toksinine karşı çok koruyucu ve güvenilir toksoid aşı mevcuttur. Bu aşı ülkemizde 2, 3, 4, 16-24 aylarda boğmaca ve tetanoz ile kombine olarak tam dozda (DBT) ve ilköğretim okullarının birinci sınıflarında tetanoz ile kombine olarak azaltılmış dozda (dT) rutin olarak uygulanmakta­dır. Primer aşılamadan sonra, her 10 yılda bir dT aşısının yapılması gerekir.
Burun ve Kabakulak
Kabakulak paramiksovirus tarafından meydana gelen akut bir enfeksi­yondur. Parotis bezinin tek veya çift taraflı akut, ağrılı şişliği en sık bulgudur. Diğer tükrük bezlerinin, santral sinir sisteminin, pankreasın, ve testisin tutulu­mu da kısmen sık görülür. Artrit, mastit, miyokardit, nefrit, ooforit ve tiroidit de görülebilir. Hastalık %30 oranında asemptomatiktir.
Klinik: İnkübasyon dönemi 12-25 gün arasında, ortalama 18 gündür. Pa-rotitisden önce 1-2 gün süren iştahsızlık, baş ağrısı, mide bulantısı, miyalji gi­bi prodromal bulgular görülebilir. Bu bulgular olmadan tek veya çift taraflı pa­rotis bezi tutulumu ilk bulgu olabilir. Stensen kanallarının kızarıklık ve şişliği karakteristiktir.  Bilateral parotis bezi tutulumu daha sıktır (% 75), ancak ge-


nellikle önce bir parotis, sonra diğeri büyür. Diğer tükrük bezleri daha az sık­lıkla tutulur. Tipik vakalar ateş, başağrısı, iştahsızlık ve kırıklık ile başlar. Yak­laşık 24 saat içerisinde kulak altında, çiğneme ile artan ağrı başlar. Ertesi gün parotis şişliği ortaya çıkar ve bu şişlik 1-3 günde maksimum düzeye ulaşır. Parotis şişliği 3-10 günde kaybolur. Submaksiller bez tutulumunda mandibu-lanın altında, sublingual bez tutulumunda ise submental bölgede şişlik olur. Submandibular bezi tutan kabakulakta VVharton kanalının ağzında ödem gö­rülebilir, ancak servikal adenitlerden klinik olarak ayırdetmek oldukça güçtür.
Özellikle puberte sonrasında diğer organların tutulumu parotitisden önce, birlikte, sonra veya parotitis olmadan görülebilir. Epididimo-orşit tükrük bezi tutulumundan sonra en sık rastlanan bulgudur. Puberte sonrası erkeklerin % 20'sinde görülür; genellikle tek taraflıdır (bilateral tutulum % 2). Orşit ateş, tit­reme, başağrısı, bulantı, kusma ve alt abdominal ağrı ile başlar. Testis şiş, ağrılı ve hassastır. Ateşin düşmesiyle şişlik kaybolur, ancak hassasiyet uzun süre devam edebilir. Testiküler atrofi görülebilirse de, sıklıkla tek testis tutul­duğundan, infertilite çok nadirdir.
Kabakulak meningoensefaliti vakaların % 10'unda ortaya çıkar. Ateş, ba­şağrısı, bulantı, kusma ve ense sertliği vardır. Erkeklerde daha sık görülür ve 7 gün kadar sürebilir. Parotitis olmadan meningoensefalit hastaların % 53'ünde, parotitisden önce %18'inde, parotitisi takibeden 6-21 gün içinde ise % 22 vakada bildirilmiştir. Beyin omurilik sıvısında lenfosit hakimiyeti ve pro­tein artışı görülebilir, glukoz genellikle normaldir, nadiren glukoz düzeyi düşe­bilir. Meningoensefalitin prognozu genellikle iyidir, ancak sağırlık, fasiyal pa-ralizi ve nadir de olsa psikomotor retardasyon, transvers miyelit, serebellar ataksi ve hidrosefali bildirilmiştir.
Parotitisi takibeden günler içinde mide bulantısı, kusma ve epigastrik ağ­rı ile pankreatit görülebilir. Ooforit kabakulak geçiren kadınların %7'sinde bil­dirilmiştir, ancak ooforite bağlı fertilite bozukluğu blinmemektedir.
Komplikasyonlar: En önemli komplikasyon, 8. sinir nöritine ve kohlear nö­
ronların direk hasarına bağlı sağırlıktır, genellikle tek taraflıdır ve kalıcıdır. Di-
abetes mellitus (kabakulak epidemilerinin olduğu yıllarda diabet vakalarında
artış olduğu gösterilmiştir), hipotiroidi, miyokardit, perikardit, artrit, postenfek-
siyöz ensefalit, mastit, nefrit, hepatit, tiroidit ve trombositopeni gibi komplikas­
yonlar çocukluk döneminde daha nadirdir, erkeklerde ise daha sık görülür.


Hamileliğin ilk trimesterinde geçirilen kabakulaktan sonraki iki hafta için­de fötal ölümlerde artış bildirilmiştir. Ayrıca konjenital hidrosefali, korneal opasite, korioretinit ve primer endokardiyal fibroelastozla matemal kabakulak enfeksiyonu arasında henüz kesin olarak kanıtlanmamış şüpheli bir ilişki de mevcuttur.
Epidemiyoloji ve bulaşma: Virüs solunum yolu ile veya oral kaviteden en-fekte damlacık veya direk temasla bulaşır. En sık 5-15 yaş arasındaki çocuk­larda ve kış ve ilkbahar aylarında görülür. Parotis şişliği kayboluncaya kadar bulaşıcıdır.
Tanı: Hastalığın başlangıcından 2-3 hafta önce temas hikayesi varsa, pa-rotit veya diğer glanduler tutulumlar varsa ve viral menenjit bulguları varsa ta­nı koymak zor değildir. Epidemik parotitisde klinik tanı yeterlidir, laboratuvar testi gerekmez. Parotitis yoksa veya rekürren parotitis varsa ve parotitis dı­şındaki klinik tablolarda serolojik testlerle tanının doğrulanması gerekebilir. Tükrük bezi tutulumu veya pankreatit varsa (parotitisli vakaların % 70'inde), serum ve idrar amilazı yüksek olarak bulunur. Serolojik tanıda Ig M pozitifliği veya akut ve konvelasan dönemlerde bakılan Ig G değerinin en az 4 kat art­ması veya negatifken pozitif olması yeterlidir. Virüsün izolasyonu mümkünse de, rutin bir tanı testi olarak kullanılmamaktadır.
Ayırıcı tanı: Parotitis: Üst servikal lenfadenit, süpüratif parotitis (bez üze­rindeki deride ısı artışı, kızarıklık, Stensen kanalından pü akışı, lökositoz var­dır), rekürren parotitis (hipersensitivite, enfeksiyon, sielektazi ve taşa bağlı gelişebilir), parotis tümörleri, Mikulicz sendromu, sarkoidoz. Meningoensefa-lit: Diğer viral meningoensefalitlir, tüberküloz menenjit, bakteriyel menenjit.
Tedavi
Semptomatiktir. Ağrı kesiciler ve kusma nedeniyle beslenme yetersizse mayi tedavisi verilebilir. Orşit vakalarında dietilstilbestrol ve cerrahi olarak tu-nica albuginea insizyonunun etkisi gösterilememiştir. Nadiren, çok ağrılı orşit vakalarında spermatik korda anestetik blok ve steroid kullanılmaktadır.
Korunma: Hastaların parotis şişliği ininceye kadar, tükrük bezi tutulumu olmayan vakalarda ise en az 7 gün respiratuvar izolasyona alınmaları gere­kir.


İmmün serum globülin verilmesinin hastalığı ve komplikasyonlarını önle­mediği gösterilmiştir
Aktif immünizasyon: Canlı virüs aşısının koruyucu etkinliği % 95'dir. Aşı­lananlar virusu temaslılara bulaştırmazlar. Aşıda Urabe Am9 ve Jeryl Lynn suşları veya bunların türevi olan suşlar, eski doğu bloku ülkelerinde ise ise Leningrad-3-Darkow susu kullanılır. Aşı 0.5 mi, subkütan ve genellikle kıza­mık ve kızamıkçık aşıları ile kombine (MMR) olarak uygulanır. Uygulama ya­şı 12-15 aydır ve çoğu ülkelerde rutin aşı şeması içerisinde yer almaktadır. MMR aşısı kızamık komponentinin tekrarlanmasının gerekliliği nedeniyle, 4-6 yaşta tekrarlanır. Yan etkisi azdır; düşük dereceli ateş görülebilir. Nadir ola­rak bildirilen parotitit ve orşitten aşıdan çok kabakulakla temas sorumlu tutul­maktadır. Kısa süreli ve hafif döküntü, ürtiker, kaşıntı gibi bulgular olabilir. Enjeksiyon bölgesinde yanma ve sızlama da bildirlmiştir.
Kabakulak aşısı immün yetmezliği olanlarda, hamilelikte ve 3 ay içerisin­de immün globülin yapılmış kişilere uygulanmaz. Yumurta ve neomisin aller-jisi olanlarda ise dikkatli kullanılmalıdır.
Burun ve Servikal Adenit
Boyundaki derin ve yüzeyel fasyalar arasında yer alan tonsiler, submandi-buler, submental, oksipital, yüzeyel ve derin juguler, nukkal, spinal aksesuar ve transvers servikal lenf bezlerinin enfeksiyonudur. Etkenler genellikle virus-lar, S. aureus, grup A streptokok, diğer streptokoklar, anaerob bakteriler, Bar-tonella henseleae, atipik mikobakteriler ve Gram negatif basillerdir. Akut bila-teral adenitler daha çok viruslara ve grup A streptokoka, akut tek taraflı ade­nitler S. aureus, grup A streptokok, anaerob bakteriler ve viruslara, subakut ve kronik adenitler ise atipik mikobakteriler, tüberküloz, toksoplazmozis ve kedi tırmığı hastalığı (Bartonella henseleae)'na bağlıdır. Nadiren M. tuberculosis, mantarlar, T. gondii, F. tularencis, Y. pestis, HIV ve C. diphtheriae da etken ola­rak karşımıza çıkabilir. Mikroorganizmalar genellikle üst solunum yolu, tonsil-ler ve dişlerden veya travma yolu ile, nadiren kan yolu ile lenf bezlerine gelir.
Klinik: Lenf bezi büyümesinin süresine ve tek veya iki taraflı olmasına bağlı olarak değişir. Sistemik semptomlar genellikle yok veya hafiftir. Birlikte etraf dokuda sellülit veya bakteriyemi varsa, yüksek ateş görülebilir. Özellik-


le streptokok adenitlerinde başlangıçta üst solunum yolu enfeksiyonu semp­tomları olabilir. Lenf bezi büyüklüğü 2-6 cm kadar olabilir, en sık submandi-bular (% 50-60) ve üst servikal bezler (% 25-30) etkilenir. Bez üzerindeki de­ri genellikle hiperemiktir ve lokal ısı artımı vardır. Vakaların yaklaşık 'ünde fluktuasyon alınır. Daha çok S. aureus ve mikobakteri enfeksiyonlarında sü-pürasyon olabilir. Lenf bezlerinin yoğun olarak bulunduğu diğer bölgeler (kla-vikula üstü, aksilla ve inguinal bölge) kontrol edilmeli, dalak ve karaciğer bü­yüklüğü araştırılmalıdır. Vücutta yaygın lenfadenopati ve hepatosplenomega-li varsa, servikal lenfadenopati genellikle sistemik bir hastalığa (EBV, CMV gi­bi viral enfeksiyonlar, toksoplazmozis, tüberküloz, kollajen doku hastalıkları, lösemi...) cevap olarak gelişmiştir. Ağız boşluğu, farinks, burun, kulak, saçlı deri gibi lenf drenajı boyundan geçen bölgelerin muayenesi ile muhtemel pri-mer kaynak ile ilgili bilgi elde edilir.
Komplikasyonlar: Abse formasyonu, sellülit, bakteriyemi, internal juguler ven trombozu, etkene bağlı komplikasyonlar (akut romatizmal ateş, glomeru-lonefrit, haşlanmış deri sendromu...)
Tanı: Hafif vakalarda klinik tanı yeterlidir. Ancak antibiyotik tedavisine ce­vap alınamazsa, iğne aspirasyonu veya insizyon ile örnek alınıp Gram, VVright ve Ziehl-Nielsen boyaları ile boyanıp incelenmeli, gerekirse sitolojik ve patolojik yönden değerlendirilmelidir. Ağır vakalarda tedaviye başlamadan ör­nek alınması uygun olur. Persistan, 8-12 haftada tanı konamamış adenitler­de ve neoplazi ile uyumlu bulgular varsa (alt servikal ve supraklavikular len-fadenopatiler, kilo kaybı, düşmeyen ateş, deriye ve derin dokulara yapışıklık)
Ayırıcı tanı: Kabakulak, bakteriyel parotitis, diş abseleri, konjenital boyun kitleleri (tiroglossal kanal kisti, brankial yarık kisti, kistik higroma, epidermoid kist), boyun tümörleri (lenfoma, nörojenik tümörler, tiroid tümörleri, parotis tü­mörleri, Kavvasaki hastalığı, ilaç reaksiyonları, kollajen doku hastalıkları, sar-koidoz, retiküloendotelyozlar, depo hastalıkları.)
Tedavi
Lenf bezinin fazla büyümediği, hassasiyetinin az olduğu ve primer enfek­siyon odağının bulunmadığı hafif vakalarda antibiyotik tedavisine gerek yok­tur, lenf bezi küçülmeye başlayıncaya kadar haftalık kontrollerle izlenmesi ye­terlidir.


Büyüme devam ederse veya hasta başvurduğunda lenf bezi büyük (an­cak 3 cm'den küçük), hassas, deri kızarık ve primer enfeksiyon odağı yoksa oral empirik antibiyotik tedavisi başlanıp, küçülme oluncaya kadar izlenir. Bu hastalarda antibiyotik olarak flucloxacillin, cephalexin, clindamycin veya amo-xicillin/clavulanate kullanılabilir.
Lenf bezi 3 cm veya daha büyükse, inflame ise, birlikte sellülit varsa ve/veya sistemik semptom ve bulgular varsa, başlangıç antibiyotik tedavisine cevap vermemişse, hastanın hospitalize edilmesi ve insizyon veya dreya dre­naj ile örnek alınıp incelenmesi uygun olur. Etken saptanamamışsa, veya so­nuçları beklerken parenteral clindamycin, cefazolin + metronidazole, sulbac-tam/ampicillin veya vankomycin (veya teikoplanin) + metronidazole tedavile­rinden biri başlanabilir.
Epiglottit
Genellikle çocuklarda (en sık 2-7 yaş arasında), daha az sıklıkta yetişkin­lerde görülebilen, epiglottiste ödem ve inflamasyon ile karakterize, akut, cid­di, uygun şekilde tedavi edilmediğinde mortalitesi yüksek bir enfeksiyondur. Etken çocuklarda hemen daima Hemophilus influenzae tip b (Hib)'dir. Nadi­ren grup A, B ve C streptokoklar, Streptococcus pneumoniae, Klebsiella pne-umoniae, Candida albicans, Staphylococcus aureus, Hemophilus parainflu-enza, Neisseria meningitidis, varicella zoster ve çok sayıda diğer viruslar da etken olarak tarif edilmiştir. Yetişkinlerde de etken genellikle Hib'dir, ancak di­ğer mikroorganizmalar çocuklara göre daha sık görülür. Hib aşısının rutin kul­lanıldığı ülkelerde insidansı son derece azalmıştır.
Klinik: Hastalık ateş ve boğaz ağrısı, çocuklarda ayrıca beslenmeyi red­detme ile başlar. Birkaç saat içerisinde sekresyonların yutulamamasına bağ­lı hipersalivasyon ve arkasından stiridor ortaya çıkar. Yaş ne kadar küçükse, solunum sıkıntısı o kadar erken gelişir. Genellikle solunumu rahatlatmak için çocuklar başlarını arkaya atarlar (tripod oturuşu). Tipik klinik triad ağızdan salya akması, disfaji ve respiratuvar distresdir. Ateş ve ses kısıklığı sıklıkla görülür, öksürük seyrektir. Epiglot şiş ve kırmızı görülür. Muayene sırasında solunum yolunun açık tutulması için hasta oturur pozisyonda olmalıdır. Has­ta genellikle toksik tablodadır.


Komplikasyonlar: Solunum yolu obstrüksiyonu, menenjit, pnömoni gibi di­ğer invazif Hib enfeksiyonlarının birlikte bulunması.
Tanı: Genellikle klinik tanı yeterlidir. Özellikle ağır tablodaki hastalarda ağız muayenesi sırasında dil köküne bastırmak epiglot ödemini artırarak, has­tanın ölümüne neden olabilir. Lökositoz sıklıkla vardır. Yumuşak doku dansite-sinde çekilmiş yan boyun grafisinde başparmak görünümü, hipofarinkste dila-tasyon ve spinal lordozda düzleşme görülebilir. Ancak ağır vakalarda tedaviyi film çektirmek amacıyla geciktirmemek gerekir. Kan kültürü mutlaka alınmalı­dır. Epiglottan sürüntü kültürü yararlıdır, ancak solunum yolunun açık olduğun­dan emin olduktan sonra yapılabilir. Antibiyotik kullanmış vakalarda lateks ag-lutinasyon gibi, Hib antijenini gösteren testler kullanılabilir.
Ayırıcı tanı: Yabancı cisim inhalasyonu, anafilaksi, krup, laringotrakeob-ronşit, retrofaringeal abse.
Tedavi
En önemli işlem hava yolunun açık tutulmasıdır. Solunum sıkıntısı bulu­nan hastalar dik oturmalı, endotrakeal tüp ile veya gerekirse trakeotomi ile solunum sağlanmalıdır. Hipoksi varsa oksijen verilmelidir. Damar yolu açık tutulmalı, solunumu zorlaştıracak kadar anksiyete varsa, sedatize edilmelidir. Steroidlerin yararı gösterilmemiştir. Anntibiyotik mutlaka verilmelidir. Ceftri-axone (yetişkinde 3x750-1500 mg/gün, çocukta 100-150 mg/kg/gün, 3 doz­da), i.v. ilk tercih edilen ilaçtır. Bulunamazsa ampisilin +kloramfenikol kullanı­labilir. Genellikle 7 gün tedavi yeterlidir.
Korunma: Hib aşısının rutin kullanılması korunmak için en etkili yoldur. Temaslılara (aynı evde yaşayanlar ve 5 gün arka arkaya her gün en az dör­der saat veya bir kez en az 24 saat aynı kapalı ortamda bulunanlar) 4 gün süreyle oral rifampisin (yetişkinlere günde 600 mg, çocuklara 20 mg/kg/gün) verilmelidir.

Burun ve Retrofaringeal Abse
Retrofaringeal abse, önde bukkofaringeal fasya, arkada prevertebral fas-ya ve her iki yanda karotid kılıfların arasında kalan retrofaringeal boşlukta pü birikmesi ile karakterize, oldukça tehlikeli bir enfeksiyondur. Bu boşluğun yu-


karısında kafa kaidesi, aşağısında ise mediasten yer alır. Etken grup A strep­tokok ve S. aureus gibi Gram pozitif koklar, Bacteroides grubu gibi anaerobr lar ve Hemophilus parainfluenzae gibi Gram negatif bakterilerdir. Çocuklarda daha sıksa da, yetişkinlerde de görülebilir.
Klinik: Semptomlar ateş, boğaz ağrısı, disfaji, odinofaji, boyun ağrısı ve dispne şeklindedir. Fizik incemede faringeal ödem (çocuklarda palpe edilme­melidir), ense sertliği, servikal adenopati, salya akması, stiridor, çocuklarda tortikolis görülebilir.
Komplikasyonlar: Yüksek mortalite hava yolu obstruksiyonu, mediastinit, aspirasyon pnömonisi, epidural abse, juguler ven trombozu ve karotis arter erozyonu gibi ciddi komplikasyonlara bağlıdır. Mediastinit gelişirse, antibiyo­tik tedavisine rağmen, % 50'ye varan mortalite görülür.
Tanı: Beyaz küre yüksek veya normal olabilir. Kan kültürü (% 15-20 po­zitif), drenaj sırasında alınan pü kültürü (% 90 pozitif) ve yayma yapılır. Yu­muşak doku dansitesinde yan boyun grafisinde retrofaringeal yumuşak do­ku kalınlığında artma (C2'de en az 7, C6'da en az 22 mm) görülür. Çocuk­larda prevertebral yumuşak doku kalınlığının arkasındaki vertebradan fazla olması anormal kabul edilir. Nadiren hava-sıvı seviyesi ve dokuda gaz görü­lebilir. Radyografide yeterli bilgi elde edilemezse, boyun CT'si çekmek uy­gun olur. CT kontrastlı çekilirse, retrofaringeal bölgede hiperdens bir ringle çevrili, hipodens lezyon rahatlıkla görülebilir. Aynı amaçla MRI da kullanıla­bilir. Akciğer grafisi aspirasyon pnömonisi ve mediastiniti değerlendirmek için çekilir.
Ayırıcı tanı: Anjioödem, diş abseleri, epidural ve subdural enfeksiyonlar, epiglottit, yabancı cisim, mediastinit, menenjit, mononukleoz, krup, tortikolis.
Tedavi
Tanı konulur konulmaz antibiyotik başlanıp, hasta hospitalize edilmelidir. Solunum sıkıntısı varsa, endotrakeal entübasyon gerekebilir, ancak teknik olarak zor olabilir. Bu durumda trakeotomi açılabilir. Oksijen verilir. Ağır vaka­larda intravenöz sıvı desteği sağlanmalıdır. Kulak-burun-boğaz uzmanı kon­sültasyonu absenin drene edilmesi ve gerektiğinde trakeotomi yapılması açı­sından önemlidir.


Antibiyotik olarak penisilin veya oxacillin (ülkemizde flucloxacillin mevcut­tur) veya ticarcillin/clavulanate, piperacillin/tazobactam, sulbactam/ampicillin gibi beta laktam/beta laktamaz inhibitörü kombinasyonları veya 2. veya 3. je­nerasyon sefalosporin, clindamycin veya metronidazole ile kombine verilir. Hasta transfer edilecekse, hava yolu açıklığı sağlanmış olmalıdır.
Korunma: Üst solunum yolu enfeksiyonlarının zamanında ve uygun şekil­de tedavi edilmesi.
Burun ve Peritonsiller Abse
Tonsil kapsülü ve faringeal kaslar arasında yer alan peritonsiller boşlukta pü birikmesi ile karakterize bir enfeksiyondur, "quinsy absesi" olarak da ad­landırılır. İyi tedavi edilmemiş tonsillitlerden veya VVeber glandlarının enfeksi­yonu sonucu geliştiği düşünülmektedir. Tonsillitin aksine, yetişkinlerde daha sık görülür. En sık rastlanan etken grup A streptokoktur (% 30). Ayrıca Strep-tococcus milleri, H. influenzae, S. aureus, peptostreptokok, S. viridans, S. sanguis ve Fusobacterium türleri gibi anaeroblar da peritonsiller abseye ne­den olabilirler. Vakaların çoğunda aerob ve anaerob bakterilerden oluşan miks flora vardır.
Klinik: Boğaz ağrısı, başağrısı, disfaji, ağızda haşlanmış patates varmış gibi konuşma, genel kırıklık, ağzı açamama, kulak ve boyun ağrısı vardır. Fi­zik incelemede tutulan tonsilin yan-üst kısmındaki dokularda ödem ve tonsi-lin ortaya ve öne doğru, uvula'nın ise sağlam tonsile doğı u yer değiştirdiği gö­rülür. Tonsillerde bazan akut enfeksiyon bulguları bulunabilir. Vakaların 2/3'ünde internal pterigoid kasların inflamasyonuna bağlı trismus vardır. Ağız­dan salya akması, nefes kokusu, ateş, servikal lenfadenopati sıktır. Solunum yolunun tıkanması ile ilgili bulgular nadir görülür.
Komplikasyonlar: Hava yolu obstrüksiyonu, juguler ven trombozu, karotid arter rüptürü, aspirasyon pnömonisi, menenjit, beyin absesi, mediastinit
Tanı: Vakaların çoğunda klinik tanı yeterlidir. İğne aspirasyonu yapılırsa, alınan materyalin incelenmesi ve kültürü ile etken tanımlanabilir. Lökositoz vardır. Ağız içinden yapılan ultrasonografi tanıda yardımcıdır, ayrıca absenin büyüklüğü ve karotid arterle ilişkisi de saptanabilir. Ancak küçük çocuklarda ve trismus nedeniyle ağzını açamayan hastalarda bu işlemi yapmak zor ola­bilir. Bu vakalarda CT çekilebilir. Düz grafilerin tanıda fazla yararı yoktur.


Ayırıcı tanı: Diş enfeksiyonları, mononukleoz, epiglottit, peritonsillit (selü-lit), parafaringeal abse, tümörler (lenfoma...), internal karotid arter anevriz­ması,
Tedavi
Peritonsiller absenin peritonsiller sellülitten ayırdedilmesi önemlidir. Sel-lülitte antibiyotik tedavisi yeterlidir. Tanı şüpheliyse, hava yolu açıksa ve komplikasyon yoksa, 12-24 saat antibiyotik verilir. Nadiren gelişen hava yolu obstruksiyonunda vakit geçirmeden, entübasyon veya trakeostomi ile hava yolu açık tutulmalıdır. Entübasyonda absenin rüptüre olmamasına dikkat edil­melidir, yoksa aspirasyon pnömonisi gelişebilir. Ağrı kesici gerekebilir. Hasta­nın hidrasyonunun sağlanması da önemlidir. En çok kullanılan empirik antibi­yotik tedavisi penisilin + metronidazol kombinasyonudur. Stafilokokdan şüp-heleniliyorsa nafcillin, penisilin allerjisi varsa makrolidler i.v. olarak kullanıla­bilir.
Hasta koopere ise ve enfeksiyon etraf dokulara yayılmamışsa, abse ma­teryali iğne ile asp.re edilebilir. Bu durumda fluktuasyonun en belirgin olduğu yerden girilmeli ve iğnenin distal kısmına plastik bir koruyucu (iğne kapağı olabilir) takılarak, iğnenin karotid artere girmesi önlenmelidir. Koopere olma­yan veya komplikasyonlu hastalarda cerrahi insizyon ve drenaj gerekir. En az 3 peritonsiller abse geçiren hastalarda tonsillektomi önerilmektedir.
Korunma: Tonsillit vakalarının uygun tedavisi.
LARINJİT ve LARİNGOTRAKEİT
Genellikle çocuklarda görülen ve hemen daima virusların neden olduğu bir enfeksiyondur. Parainfluenza virüs tip 1 (% 65), parainfluenza virüs tip 3, influenza virüs tip A ve B, RSV, kızamık ve ECHO viruslar en sık etkenlerdir. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun bir komponenti olarak görülür. Difteri, mikoplazma ve tüberküloz gibi bakteriyel larinks enfeksiyonları de gö­rülebilirse de, nadirdir. En sık sonbahar ve kış aylarında görülür.
Klinik: Yetişkinlerde soğuk algınlığı semptomları ile birlikte ses kısıklığı ve
öksürük vardır, birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelir. Yaşı 6 ay ile 6 yıl
arasında olan çocuklarda ise viral krup adı da verilen, ağır bir tablo gelişir. Bu


küçük çocuklarda da genellikle 2-3 gün önceden başlayan hafif ateş, öksürük ve burun akıntısı vardır, daha sonra havlar tarzda öksürük, ses kısıklığı ve inspiratuvar stiridor ortaya çıkar. Ağır vakalarda supraklavikular redaksiyon­lar ve siyanoz gibi hipoksi bulguları görülebilir.
Komplikasyonlar: Hipoksi, subkonjunktival ve serebral kanamalar.
Tanı: Klinik tablo tipiktir. Çocukların boğazına bakarken, stres ve üst so­lunum yoluna temasın laringeal tıkanıklığı artırabileceği unutulmamalıdır. Akut faz reaktanları normaldir. Belirgin solunum sıkıntısı varsa ve tanıda şüp­he varsa, radyolojik inceleme yapılabilir. Tıkanıklık subglottik bölgededir ve yumuşak doku dansitesinde çekilmiş yan boyun gragilerinde bu bölgede "ka­lem ucu görünümü" olarak adlandırılan daralma görülebilir. Kan gazları bakı­labilir, ancak çocuk ajite oluyorsa, klinik takiple yetinmek en uygun yoldur.
Ayırıcı tanı: Epiglottit, larinkste yabancı cisim, anjionörotik ödem, difteri.
Tedavi
Vakaların çoğu evde, bol sıvı, istirahat, antipiretik, sedasyon ve buhar ile tedavi edilebilir. Obstruksiyon bulguları varsa, % 2.25 epinefrinli % 100 oksi­jen yararlı olabilir. Düzelme olmazsa, tek doz, 0.6 mg/kg deksametazon, pa-renteral kullanılabilir. Solunum yetmezliği artıyorsa, entübasyon veya trake-otomi ile hava yolunun açılması gerekir.
Korunma: Yıllık influenza aşısı dışında etkin bir korunma yöntemi yoktur.
Kaynaklar

  1. Bank DE, Krug SE: New approaches to upper airvvay disease. Emerg Med Clin North Am 1995; 13: 473-87.
  2. Begg N, Balraj V: Diphtheria: Are we ready for it? Arch Dis Child 1995; 73: 568-572.
  3. Benninger MS, Sedory Holzer SE, Lau J: Diagnosis and treatment of un-complicated acute bacterial rhinosinusitis: summary of the Agency for Health Çare Policy and Research evidence-based report. Otolaryngol Head Neck Surg2000; 122: 1-7.
  4. Cantor RM: Otitis Extema and Otitis Media. Emergency Medicine Clinics of North America 1995; 13: 445-455.
  5. Cockerell C: Diagnosis and treatment of cutaneous herpes simplex virüs in-fections. West J Med 1996; 164: 518-20.
  6. Cressman WR, Myer CM 3rd: Diagnosis and management of croup and epiglottitis. Pediatr Clin North Am 1994; 41: 265-76.
  1. Danjani AS, Bisno AL, Chung KJ: Prevention of rheumatic fever. A statement for health professionals by the Committee on Rheumatic Fever, Endocardi-tis, and Kavvasaki Disease of the Council on Cardiovascular Disease in the Young, the     American Heart Association. Circulation 1988; 78:1082-6.
  2. Eitzen EM: Croup, epiglottis, and bacterial tracheitis. İn: Rosen (ed): Emer­gency Medicine: Concepts and Clinical Practice. 1998; 4th ed: 1123.
  3. Herzon FS, Nicklaus P: Pediatric peritonsillar abscess: management guide-lines. Curr Probl Pediatr 1996; 26: 270-8.
  4. Hirsch MS: Herpes simplex virüs. İn: GL Mandell, ed. Mandell, Douglas, and Bennet's Principles And Practice Of Infectious Diseases. 4th ed. Churchill ü-vingstone; 1995: 1336-1345.

 

  1. Klassen TP, Rowe PC: Outpatient management of croup. Curr Opin Pediatr 1996 Oct; 8(5): 449-52
  2. McOuone SJ. Acute viral and bacterial infections of the salivary glands. Oto­laryngol Clin North Am 1999; 32: 793-811.
  3. Pontell J, Har-EI G, Lucente FE: Retropharyngeal abscess: clinical revievv. Ear Nose Throat J 1995; 74: 701-4.
  4. Rosenfeld RM, Vertrees JE, Carr J: Clinical efficacy of antimicrobial Drugs for acute otitis media: Metaanalysis of 5400 children from thirty-three rando-mized trials. J Peds 1994,124: 355-366.
  5. Sanford JP, Gilbert DN, Moellering RC Jr: The Sanford Guide to Antimicro­bial Therapy. 1999.
  6. Scaglione F, Demartini G, Arcidiacono MM: Optimum treatment of strepto-coccal pharyngitis. Drugs 1997; 53:86-97.
  1. Smith DS: Current concepts in the management of pharyngitis. ComprTher 1996;22:806-9.
  2. Ungkanont K, Yellon RF, VVeissman JL: Head and Neck Space İnfections in infants and Children. Otolaryngol Head Neck Surg 1995; 112: 375-82.
  3. Vetter RT, Johnson GM: Vaccination update: Diphtheria, tetanus, pertussis, mumps, rubella, measles. Postgrad Med 1995; 98(4): 133-134, 136-137, 141-142, 144-145.

 

   

Ana Sayfa | Doktorlar | Acil Durumlar | Hastalıklar | Tıbbi Birimler | Tıbbi Donanım | Foto Galerisi

Etkinliklerimiz | Anlaşmalı Kurumlar | Misyon | İletişim | English | Kontrol Paneli

Her Hakkı Saklıdır © 2008 KentKBB
Web Dizayn: Alpay.NET